AnasayfaFirma Rehberi Hal RehberiSeri ilan Foto Galeri Web TV RssYazarlarE-GazeteWebmailİletişim 21 Kasim 2018 Çarsamba 19:48
MANŞETGÜNCELEKONOMİPOLİTİKAEĞİTİM SAĞLIKKÜLTÜR-SANATSPORBİLİM VE TEKNOLOJİMAGAZİN
ANTALYA AKSEKİ AKSU ALANYA DEMRE DÖŞEMEALTI ELMALI FİNİKE GAZİPAŞA GÜNDOĞMUŞ İBRADI KAŞ KEMER KEPEZ KONYAALTI KORKUTELİ KUMLUCA MANAVGAT MURATPAŞA SERİK BURDUR AĞLASUN ALTINYAYLA BUCAK ÇAVDIR ÇELTİKÇİ GÖLHİSAR KARAMANLI BURDUR KEMER TEFENNİ YEŞİLOVA ISPARTA ISPARTA AKSU ATABEY EĞİRDİR GELENDOST GÖNEN KEÇİBORLU SENİRKENT SÜTÇÜLER ŞARKİKARAAĞAÇ ULUBORLU YALVAÇ YENİŞARBADEMLİ FETHİYE SEYDİKEMER

ANTALYA HAVA DURUMU
ANKARA

T.C.M.B. DÖVİZ KURLARI
Alış : 5.3497
Satış : 5.3593
Alış : 4.7252
Satış : 4.7565
Alış : 3.0982
Satış : 3.1387



HÜSEYİN DENİZ
hdeniz33@hotmail.com
BİRAZ GERİBAKIŞ (NOSTALJİ) 3
24 Mart 2018 Cumartesi - Okunma Sayisi : 108

BİRAZ GERİBAKIŞ (NOSTALJİ) 3

       Çiftçi ile öküzün arasında çok özel bir dil vardır. Öküz kısmı çift sürmeyi öğrenirken bu dili de öğrenir. Bu dil, “Aşağı! Yukarı! Gel!” gibi anlamlı sözcüklerden oluşabileceği gibi bir ıslık ve ses dilidir. Köylüler tavuklarını, kedilerini, köpeklerini çağırırken, kovalarken, azarlarken, farklı sesler çıkarır, farklı sözler söylerler. Bu sesler bir sözlük oluşturacak kadar zengindir. Eskiden bahar mevsiminde yakalarda ıslık sesinden geçilmezdi.

       Köylü kısmı hayvanlarıyla şakalaşır bile. Kendi rahatına kıyıp erkenden kalkar ve onları yemler. Çünkü ambardaki buğdayın, çuvaldaki unun varlık sebebi öküzleridir. Öküzü yoksa ne buğday ne un vardır. Un yoksa açlık, açlık varsa hastalık vardır. Boşuna mı demiş atalar “Aça dokuz yorgan örtmüşler gene uyuyamamış” diye. Ama un varsa ekmek vardır, bulgur bulamaç, çorba, kömbe, börek bazlama… Her şey, her şey vardır. 

       Köy yerinde insanlar, çoğu zaman hayvanlarına karşı bile sevgiyle, anlayışla yaklaşır. Kadınlar keçi, koyun ya da inek sağarken onlara ezgilenir, onları okşar. Köylü kısmı da çift sürerken öküzleriyle konuşur, onlara güzel sözler söyler. Her inek her kadına sağdırmaz. Sağdırsa bile kendini kasar ve sütünü (yavrusuna) saklar. Kadınlar sütünü salması için sağdıkları hayvanın yavrusunu sık sık emmeye bırakırlar.

       Geridönüş dedik ya! Çoğu kardeşimiz “emişmek” sözcüğünün anlamını pek bilmez. Elbette insanı yavrusuyla emişirken de gözlemek mümkündür de bu sözcüğün anlamını bir hayvanın yavrusu ile emişirken görürsek daha iyi anlarız. Hayvan kedi de, köpek de, eşek de, koyun da olsa fark etmez. Hangi hayvan olursa olsun yavrusunu yüzlerce hayvan arasında bile olsa tanır. Eğer inek, koyun veya keçi ise yavrusu memesini emdikçe o gerilir. Yavrunun rahatça emmesi için gereken duruşu gösterir. Emerken yavrusunu yalar, koklar. Yavrusuna ulaşamazsa deliye döner. Meler, çırpınır. Yavrunun karnı doyuncaya kadar bekler. Otlarken bile gözleri yavrunun üstündedir. Ona zarar verecek bir varlık olduğunu sezerse vay o varlığın haline. Bir kediyi yavrularını emzirirken gördünüz mü bilmem. Upuzun yatar ve gözlerini yumar. Onlar mırıltılar ve küçük seslerle emerken o da ara sıra kafasını kaldırıp bakar. Bazen o da onlara cevap verirmiş gibi mırıldanır.

       Emişmek öyle bir şeydir ki anadan yavrusuna sadece gıda geçmez. Sevgi de daha başka şeyler de geçer. 

       Köylü kısmı sadece hayvanı sevmez elbette. Toprağı da sever, bitkiyi de. Bahar gelip de sabanı toprağa saldı mı kışın yatmış ve karı yağmuru yiyip kabarmış olan toprak kösnülleşir. Güneşin her zerresini içip ısınır. Sürülmüş toprağın kokusu köylü kısmını deli eder. Aşık Veysel, “Kara Toprak” adlı şiirinde insan-toprak arasındaki bu ilişkiyi damıtılmış bir biçimde anlatır. Bu ilişki dünden bugüne binlerce toprak adamı tarafından sezilmiş, sonra da Aşık Veysel tarafından kalıba dökülmüştür. 

       İnsanoğlu bitkinin her türlüsünü sever. Sevmelidir. Çiçek ve meyve veren bitkileri belki biraz fazlaca sever. Ama derinliği olan insan, Allah’ın yarattığı her şeyin bir hikmetinin bulunduğunu bilerek sever. Ayrık, geliç, böğürtlen, zincal, pıtırak gibi otları pek sevmemesi lazımdır. Çünkü çiftçi kısmının ömrü bunlarla savaşarak geçer. Bu otlar bir yıl bakılmayan tarlayı boydan boya kaplayıverir. Buna rağmen otların her birinin bir yaratılış hikmeti vardır. Ya öteki otlar, ağaçlar? Kimi çiçeğiyle, kimi kokusuyla, kimi gıda değeriyle insanoğlunun ilgisini çeker. Köylünün hayatı bunlarla iç içedir. Dahası hayatı bunlara bağlıdır.   

SÜRECEK

Yazarın Son Yazıları
» GÖRMEZSEK OLMAZ 2
» GÖRMEZSEK OLMAZ 1
» BİRAZ GERİBAKIŞ (NOSTALJİ) 4
» BİRAZ GERİBAKIŞ (NOSTALJİ) 3
» BİRAZ GERİBAKIŞ (NOSTALJİ)2
» BİRAZ GERİBAKIŞ (NOSTALJİ) 1
» CANDAN CANANA
» BAYRAĞIMIZA GÜZELLEME
» İYİ YAZILAR
» BİR OZANIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
» BİR ŞEYLER YAPMAK
» BİR BOZLAK: EVEREK DAĞI 3
» BİR BOZLAK: EVEREK DAĞI 2
» BİR BOZLAK: EVEREK DAĞI
» BOZLAKLARIN İZİNDE
» SERİKLİ ABDAL MEHMET NAZLI
» BİR GÜZEL İNSAN: EMRE DAYIOĞLU
» YAYLALAR... YAYLALARIMIZ...
» "SARI YAYLAM" TÜRKÜSÜNÜN PEŞİNDE 4
» "SARI YAYLAM" TÜRKÜSÜNÜN PEŞİNDE 3
 
DİĞER KÖŞE YAZARLARI
Ahmet Avcı
Dört Mumun Hikayesi
İDRİS ÖZCAN
SON TAHLİLDE ELMALI
ZAKİR GÜRER
ÖTERSE İYİ DÜDÜK !
MUHAMMET TAŞAN
ŞEHİTLERİN HAYKIRIŞI
HÜSEYİN ALBAYRAK
HAYATİMİZDAKİ MUCİZELER
2010 - 2013 © batiakdeniz.com Tüm Hakları Saklıdır. Hiç bir bilgi ve resim kaynak gösterilmeden kopyalanamaz. yazılım : webustasi.com