AnasayfaFirma Rehberi Hal RehberiSeri ilan Foto Galeri Web TV RssYazarlarE-GazeteWebmailİletişim 21 Kasim 2018 Çarsamba 20:27
MANŞETGÜNCELEKONOMİPOLİTİKAEĞİTİM SAĞLIKKÜLTÜR-SANATSPORBİLİM VE TEKNOLOJİMAGAZİN
ANTALYA AKSEKİ AKSU ALANYA DEMRE DÖŞEMEALTI ELMALI FİNİKE GAZİPAŞA GÜNDOĞMUŞ İBRADI KAŞ KEMER KEPEZ KONYAALTI KORKUTELİ KUMLUCA MANAVGAT MURATPAŞA SERİK BURDUR AĞLASUN ALTINYAYLA BUCAK ÇAVDIR ÇELTİKÇİ GÖLHİSAR KARAMANLI BURDUR KEMER TEFENNİ YEŞİLOVA ISPARTA ISPARTA AKSU ATABEY EĞİRDİR GELENDOST GÖNEN KEÇİBORLU SENİRKENT SÜTÇÜLER ŞARKİKARAAĞAÇ ULUBORLU YALVAÇ YENİŞARBADEMLİ FETHİYE SEYDİKEMER

ANTALYA HAVA DURUMU
ANKARA

T.C.M.B. DÖVİZ KURLARI
Alış : 5.3497
Satış : 5.3593
Alış : 4.7252
Satış : 4.7565
Alış : 3.0982
Satış : 3.1387



Ahmet Avcı
reklam_43@hotmail.com
Çeşme Kültürümüz ve Çatal Çeşmeler
14 Şubat 2011 Pazartesi - Okunma Sayisi : 2349

Çeşme: Kaynaktan çıkan suyun bir depoda toplanarak veya kaynaktan borularla getirilerek akıtılan suyun toplandığı lüleli veya musluklu bir hazne şeklinde taştan, mermerden veya herhangi bir malzemeden yapılmış umumi su alma yeri. Farsça bir kelime olup “çeşm” sözünden gelmektedir. Bu söz Türkçe’de “göz”e karşılık olup, “su kaynağı” manasındadır. Türkçe’de suyun kaynağına “göze” veya “göz” dendiği gibi Farsça’da da çeşme denmektedir. Arapça’da da durum aynı olup, pınara “ayn” denmektedir. Ayn “göz” manasındadır.

Çeşmeler ya bağımsız olarak ortada veya herhangi bir mimari esere bitişik olarak yapılırlar. Bunlarda bir su deposu bulunur ve bu deponun duvarına lüle veya burma musluk konularak su alınır. Çeşmeler lüleli veya açık kalabilen musluklu ise, suları devamlı akar. Açılıp kapanabilen burmalı musluklu ise, istenildiği zaman açmakla su akar. Çeşmelerin musluklarından akan suların döküleceği yerde mermerden, çiniden veya diğer malzemelerden yapılan çukur kısma; tekne veya oluk denir. Çeşmelerdeki lüle’yi dünyada ilk defa Mimar Sinan İstanbul’un susuzluk çektiği yıllarda sular boşa akmasın diye kullanmıştır.
           Her milletin kendi kültürüne uygun olarak çeşmeleri görülür. Ama özellikle Türk mimarisinde çeşmeler önemli bir yer tutar. İslamiyet’in temizliğe önem vermesi ve yine su hayrının sevabının çok olduğunun dini kaynaklarda yer alması sebebiyle Türklerin günümüze kadar gelen eserleri arasında çeşmelerin çokluğu dikkat çekicidir. İbadet için insanların daima abdest almak ihtiyacını hissetmeleri suya ve çeşmelere çok ehemmiyet verilmesine sebep olmuştur. İslamiyet’te bedenin ve üzerindeki elbisenin temiz olması lüzumu saraylarda, konaklarda ve hatta evlerde odaların içine kadar çeşmeler yapılmasına sebep olmuştur. Hayır sahipleri adeta birbirleriyle yarış edercesine meskun yerlerde, yol boylarında, ıssız dağ başlarında çeşme yaptırmaya ve su getirtmeye girişmiştir.

Türk İslam sanatında günümüze kadar gelebilen çeşit çeşit çeşmeler görülür. Yapıldıkları devrin üslup özelliklerine göre çeşmeler çok farklıdır.

Selçuklu devrinin en güzel çeşmesi Sivas Gök Medresedeki çeşmedir (1271). Yine Selçuklulardan kalma Sahibata Camii ve Afyon Çay Medresesindekiler devrin en önemli çeşmelerindendir. İstanbul’da Silivrikapı’da Davutpaşa çeşmesi klasik devir mimarisinin önemli eserlerindendir. Şu anda İstanbul’u süsleyen çeşmeler Lale devrinden kalma olduğu için bu devrin mimari özelliklerini taşırlar ve Mimar Sinan’ın yaptığı suyollarından getirilen sularla beslenirler. Bu çeşmeler abidevi ölçülerde olup her çeşmenin ortasında küçük bir musluğu ve çeşme nişi bulunurdu. Cephe kabartma çiçek ve yazı motifleriyle süslü olurdu.

Saray ve konaklarda, odalarda abdest almak için yaptırılan çeşmeler son derece süslüydü. Buna en Ünlü örnek; Topkapı Sarayında Sultan Üçüncü Murad odasındaki ile Sultan Birinci Abdülhamid’in yatak odasındaki çeşmelerdir. Anadolu’da aynı tarzda oda içlerine yapılan çeşmeler, daha çok barok tarzında olup, mahalli üslubla inşa edilirdi. Osmanlı mimarisinde klasik devir üslubuna göre yapılmış çeşmeler ile Lale devri ve Barok devir üslubunda yapılmış çeşmeler arasında büyük farklar görülür.

Osmanlı sanatında inşa edilmiş çeşmeler arasında en güzel, en ihtişamlı olanları padişahların yaptırdığı çeşmelerdir. Bugün caddelerde, sokak aralarında kalmış, suyu kesilmiş çeşmelere rastlamak mümkündür. Bu garip durumlarıyla dahi tarihten birer hatıra olarak abidevi bir hal almışlardır.

Çeşmelere su sağlayabilmek için su terazileri geliştirilmiş, bentler, su yolları ve sarnıçlar yapılmıştır. Bu sayede kilometrelerce ötedeki su kaynağından su getirilip çeşmelerden akıtılmıştır. Mimari açıdan çeşmeler birkaç sınıfa ayrılır ki, ana hatlarıyla şu şekilde sıralanabilir:

Mahalle çeşmeleri: Bulunduğu mahallenin sakinlerinin veya o mahelleden gelip geçenlerin su ihtiyacını karşılaması için mahallenin belirli yerlerine yapılan çeşmelerdir.

Bu çeşmeler, umumiyetle bir kurna veya ayna taşından ve arkasında bir su haznesinden ibaret basit çeşmelerdir. Galata’daki Bereketzade çeşmesi gibi. Mimari abide sayılacak kadar süslü ve güzel olan çeşmeler de vardır. Çeşmeden su alanları güneşten ve yağmurdan muhafaza için ekseriyetle her çeşmenin üzerine, tavanları oyma ve nakışlarla süslü, ahşap saçak yapılmıştır. Kurnanın iki tarafında su kaplarını koymak veya kaplar doluncaya kadar oturup beklemek için seki şeklinde, yüksekçe düzlükler oturtulmuştur. Bazı çeşmelerde, gelip geçenlerin su içmesi için musluk taşına gömülü bir halkaya, zincirle asılı bakırdan bir tas veya maşrapa konmuştur. Bunların bazılarına günümüzde, köylerde halen rastlanmaktadır.

Ev çeşmeleri: Eskiden evlerde su tesisatı olmadığından sakalar mahalle çeşmelerinden evlere su taşırlardı. Her evin cephesinde saka deliği denen taştan küçük bir teknecik vardı. Su buradan bir boru ile avludaki küplere dolar ve lazım oldukça bu küplerden alınarak kullanılırdı.

Cami çeşmeleri: Camilerde cemaatin abdest alması için yapılmış çeşmelerdir. Cami binasına bitişik olarak sıralanırlar.

Şadırvan çeşmeleri: Camilerin iç avlularında, ortada yer alır. Ortası hazneli, etrafında musluklar sıralanmış çeşmeler vardır. Bunlar da cemaatin abdest alması içindir.

Oda çeşmeleri: Eski saraylarda, konaklarda, büyük evlerde odalar içine yapılan çeşmelerdir. Bunlar, el ve yüz yıkamak ve abdest almak için yapılmışlardır. Topkapı Sarayında, Üçüncü Murad Han odasındaki çeşme bunlardandır.

Musluklar: Evlerin içinde, mutfak, banyo, tuvalet gibi yerlerde bulunan çeşmelerdir. Mimari bir önemi yoktur. Bunlara çeşme yerine musluk demek daha uygun olmaktadır.

Anıt (abidevi) çeşmeler: Hem halka su vermek, hem de şehrin süslemesine katkıda bulunmak için şehrin meydanlarına, önemli yerlerine yapılmış çeşmelerdir. Bunlar başlı başına birer mimari eserdir. İstanbul’da Sultan Ahmed, Tophane çeşmeleri gibi.

Sebiller: Kalabalık yerlerde halkın ücretsiz su içmesi için yapılan binalara “sebil” denir. Sebillerin çeşmelerden farklı tarafı suyun doğrudan çeşmeden değil de sebilci tarafından doldurulmuş bakır taslardan su içilmesidir. Sebillerin içinde mermer bir su hazinesi vardır. Su bu hazneye ya künkler vasıtasıyla veya sakalar tarafından taşınır.

Selsebiller: Bunlar su içmeye veya su almaya mahsus olmayıp, akan suyun çıkardığı sesten zevk almak için yapılmışlardır. Selsebiller üst üste yapılmış küçük yalakçıklardan ibaret olup, su en üstteki yalakçığa, oradan bir alttaki yalakçığa akarak sonunda bir havuzda toplanır.

Havuzlar ve fıskiyeler: Havuzların ortasına mermerden yapılan fıskiyelerin içinde taş oymacılığının şaheseri sayılabilecek kadar güzel olanları vardır. Bunlardan biri Topkapı Sarayında Bağdat Köşkünün tarasası üzerindeki havuzun ortasında bulunun fıskiyedir. (Kaynak: Rehber Ansiklopedisi)

Günümüzde her eve su tesisatı bağlanması sonucu meydan çeşmelerine gereken önem verilmediğinden kullanılabilir olanların sayısı yok denecek kadar azalmıştır. Ancak dinimizin suya verdiği önemi bilen ve susamış bir kimsenin “su gibi mübarek ol” duasına kavuşmak isteyen insanımız imkanları ölçüsünde su akıtmaya, çeşme yaptırmaya gayret göstermektedir.

Çatal Çeşmeler

Elmalı da su kültürünün çok yoğun olarak işlendiği medeniyet merkezlerinden biridir.Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde beldemizin suları için şu bilgileri aktarır:

“Her tarafında akar suları vardır.Su ve havası latiftir.Elmalı şehrinin suları şunlardır:Alaca Mescit Mahallesinde Karapınar, Ulupınar Başı, Hacı Ahmet Pınarı.Tamamı 60 pınardır.Hepsi Elmalı nehrine karışıp Könye gölüne katılır.”

 Elmalı için atalar:

‘’Elmalı, Elmalı,

  İçine yerleşip kalmalı.’’   diye sebepsiz dememişlerdir. Manevi önderler de Elmalı’yı boşuna mesken tutmamışlardır. Hayra koşan, hayırda yarışan insanımız beldemizi çeşmelerle donatmışlardır. Bunların en eskilerinden biri yaklaşık iki yüz yıllık tarihe sahip olan Çatal Çeşmelerdir.

Çatal Çeşmeler Hanönü Caddesi’nde, Kesik Minare’ye yakın, herkesçe bilinen bir yerdedir. Hâlâ bozulmamış olan kitâbesinde:

‘’Ciryedârına bu âbın himmet eden zâtın

  Bâb-ı rahmetin abdar eyleye Allah

  Sâhib’ül hayrât Kasap Abdülgaffar.’’ Sene 1234 (Miladi: 1818)

[ Allah (CC) bu suyun akmasına yardım eden kişinin rahmet kapısını hep açık  eyleye. Hayır sahibi Kasap Abdülgaffar ]

Kitâbesinden de anlaşıldığına göre Çatal Çeşmeler 1818 yılında Kasap Abdülgaffar tarafından yaptırılmış. Yaptıran kişi hakkında net bilgiler yok ama yaşayan tarih Ahmet BARATALI Amca ‘’Bizim çocukluğumuzda Gaffar Osman diye bir gazi vardı. Bir kolu ve bir bacağı yoktu. Tek kolu o kadar güçlüydü ki tuttuğunu koparır, sıktığını ezerdi. Gazi Gaffar Osman, çeşmeleri yaptıran Kasap Abdülgaffar’ın torunlarından birisi olabilir.’’ diye anlatıyor.

Çatal Çeşmelerin suyunun bugün şebeke suyuna bağlı olduğunu söyleyenler varsa da asıl kaynağın Karapınar kaynağından olduğu belirtilmektedir. (Abdullah EKİZ, Elmalı). Pınarbaşı’nın altındaki Melli Mescidi ile Gülenay Balık Çiftliğinin arasındaki köprünün oralardan çıkan suyu Karapınar kaynağının yeri olarak tarif edebiliriz. Çatal Çeşmelerden akan suyun hoş ve tatlı bir içimi vardır. Çatal Çeşme denmesinin sebebi iki ayrı borudan akıyor olmasından dolayıdır. Hatta Ahmet BARATALI Amca ‘’Çeşmelerin olduğu yerde eskiden Evkaf Hanı (Vakıf Hanı) vardı. (Bu gün o caddeye bunun için Hanönü Caddesi denmekte.) 1940 Yılında buralar hep yandı. Ama, çeşmelere bir şey olmadı, akmaya devam etti.’’ diyor ve şunu da ekliyor; ‘’Asıl Çatal Çeşmelere çok yakın mesafede iki çatal çeşme daha vardı, zamanla onlar varlığını sürdüremedi. Bu gün otel bulunan yerde han ve hanın içinde de bir şadırvan bulunuyordu. 1950-54’lü yıllarda o da yıkıldı.’’ diyor, maziye dalarak.

Biz de Faruk Nafiz’in Çoban Çeşmesi’ndeki;

        ‘’O zaman başından aşkındı derdi,

Mermeri oyardı, taşı delerdi.

Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi,

Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.’’

mısraları ile duygulanıyor, 192 yıldır akan Çatal Çeşmelerin başında hem hasbıhâl ediyor, hem de şırıltısıyla kendimizden geçiyoruz. Çatal Çeşmeler iki borudan ve sürekli iki asırdır akıyor. Divan Şiirinde aşk ateşi, aşk yangını; kalpte, yürekte yanmaya, tutuşmaya başladı mı yukarıdan iki itfaiye hortumu (iki göz) ziğim ziğim gözyaşlarıyla bu yangını söndürmek için, sürekli kalbe doğru sızmakta ve ateşi söndürmeye çalışmaktadır. Fakat yangın bazen, o kadar şiddetlidir ki söndürmek için dökülen su (gözyaşları), onu söndürmek yerine, çıra misali, daha da kuvvetlendirmektedir. Şiddetle yanan kalp için, bir çift gözden akan daha çok gözyaşı gerekmektedir. Kim bilir belki, Çatal Çeşmeler de bir ateşi, bir yangını söndürmek, harareti kesmek, susuzluğu gidermek için mi böyle iki asırdır durmadan, dinlenmeden akmakta.Yoksa Fuzuli”nin deyimiyle

           Hâk-i pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl
        Başını taşdan taşa urup gezer âvâre su

(Su, ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer,akar.Yani bu beyitte, suyun Peygamberimize (SAV) olan aşkı sebebiyle,ona kavuşamadığı için kendini taşlara vurması.)mı anlatılmakta.
      
Çatal Çeşmeler her ne sebeple akıyor ise aksın, dileğimiz, bu akışın sonsuza kadar devam etmesi.

        Belki Çatal Çeşmeleri yaptıranın şeceresini tam olarak bilmiyoruz ama yazımıza Hasan Ali YÜCEL’in ‘’Adsız Çeşme’’ şiiri ile son veriyoruz.

 

                      Adsız Çeşme

 

                       Bir yaz günü iki kardeş
Yürüyüşe çıkmışlardı.
Fırın yakmış gökte güneş,
Ateş gibi sıcak vardı.

Yürüdüler, çok gezdiler.
Susuzluktan pek bezdiler.

Zehir oldu bu hoş gezme.
Bereket ki bayılmadan
Buldular bir eski çeşme,
Su akıyor oluğundan.

Can attılar yana yana,
Su içtiler kana kan.

Bulmuşlardı yeniden can.
İkisi de soruyordu:
Bu çeşmeyi kimdir yapan?
Yürekleri minnet dolu.

Yazılıydı bir tek isim.
O da silik, kim bilir kim?

İyilik bir su,bırak aksın
Gönül denen bu çeşmeden.
Sen de böyle yapacaksın,
Hiç karşılık beklemeden.

Su yerine iyilikle dol,
Yavrum adsız bir çeşme ol.

 

                      Hasan Ali Yücel

 

Hazırlayan: Recep AKALIN /Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

Yazarın Son Yazıları
» Dört Mumun Hikayesi
» “Önyargı“
» Kurşun Kalem
» SİYASİ MEVSİMLER.....
» Çatlak Kova
» KIRINTI
» “Sizin Çanakkale'niz on Hiroşima eder!”
» Hediye Kime Ait?
» Hayatın İçinden Bir Bayram Öyküsü
» Kılıbıklar, Kalbi Ilıklar
» TERZİ VE ODUNCUNUN HİKAYESİ
» Avucunuzdaki Kelebek
» ORTAK NOKTALAR
» MAGAZİNSEL SİYASET....
» Uzay çağı bitii MERHABA TAPE ÇAĞI.....
» YABAN KAZLARI
» İSLAMCILAR VE MÜMİNLER
» Zamanı Kullanabilmek
» VİCDANLAR TARTILMIŞ
» ELEKTRİKÇİNİN AŞKI
 
DİĞER KÖŞE YAZARLARI
İDRİS ÖZCAN
SON TAHLİLDE ELMALI
ZAKİR GÜRER
ÖTERSE İYİ DÜDÜK !
HÜSEYİN DENİZ
GÖRMEZSEK OLMAZ 2
MUHAMMET TAŞAN
ŞEHİTLERİN HAYKIRIŞI
HÜSEYİN ALBAYRAK
HAYATİMİZDAKİ MUCİZELER
2010 - 2013 © batiakdeniz.com Tüm Hakları Saklıdır. Hiç bir bilgi ve resim kaynak gösterilmeden kopyalanamaz. yazılım : webustasi.com