AnasayfaFirma Rehberi Hal RehberiSeri ilan Foto Galeri Web TV RssYazarlarE-GazeteWebmailİletişim 24 Mayis 2018 Persembe 07:15
MANŞETGÜNCELEKONOMİPOLİTİKAEĞİTİM SAĞLIKKÜLTÜR-SANATSPORBİLİM VE TEKNOLOJİMAGAZİN
ANTALYA AKSEKİ AKSU ALANYA DEMRE DÖŞEMEALTI ELMALI FİNİKE GAZİPAŞA GÜNDOĞMUŞ İBRADI KAŞ KEMER KEPEZ KONYAALTI KORKUTELİ KUMLUCA MANAVGAT MURATPAŞA SERİK BURDUR AĞLASUN ALTINYAYLA BUCAK ÇAVDIR ÇELTİKÇİ GÖLHİSAR KARAMANLI BURDUR KEMER TEFENNİ YEŞİLOVA ISPARTA ISPARTA AKSU ATABEY EĞİRDİR GELENDOST GÖNEN KEÇİBORLU SENİRKENT SÜTÇÜLER ŞARKİKARAAĞAÇ ULUBORLU YALVAÇ YENİŞARBADEMLİ FETHİYE SEYDİKEMER

ANTALYA HAVA DURUMU
ANKARA

T.C.M.B. DÖVİZ KURLARI
Alış : 4.8464
Satış : 4.8551
Alış : 4.4002
Satış : 4.4293
Alış : 2.8890
Satış : 2.9268



Ahmet Avcı
reklam_43@hotmail.com
ELMALI BEY HAMAMI
21 Eylül 2011 Çarsamba - Okunma Sayisi : 3066

İslâm düşüncesine göre makro kozmos olarak da bilinen kâinatın yaratılışı, Anasır-ı Erbaa denilen ateş, hava, su ve toprak’ın bir araya gelmesinden meydana gelir. "Dört öğe, insanların karakter ve mizaçlarına hâkim olarak kabul edilir. Ateşin tabiatı sıcaklık, suyun yaşlık, havanın soğukluk, toprağın da kuruluktur. Her insanda, bu dört unsurun özellikleri mutlaka vardır. Meselâ Hz Ömer (RA) Efendimizin ateş yönünün ağır bastığı söylenir. Yani kızgın,  öfkeli, ateşli. Fakat o, bu yönünü her zaman olumlu yönde kullanmış ve kızgınlığını Allah’ın emir ve yasaklarına uymayanlara, adaletsiz davrananlara göstermiştir. Mevlânâ da 7 öğüdünden birisinde “Tevâzu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.” diyerek bizlerin toprak yönümüzün ağır basmasını arzu etmiştir. Hava yönü ağır basan, havaî ve kibirlileri ise hiç kimse sevmez.

Gelelim suya. Su hayatın kaynağı, dünyanın dörtte üçü, vücudun yüzde seksen beşi. Bazen yaşam kaynağı, bazen ölüm sebebi. Sel, tsunami, çığ. Canlıların, hayvanların, bitkilerin adı. Yağmurun, karın, bulutun, şebnemin açılımı. Şiirlerin ismi, duaların rahmeti, türkülerin yazılış nedeni. Islaklık, yaşlık, çiğlik, döneklik, kalıp değiştirme. Soğukluk, sıcaklık, ılıklık, kaynarlık, vesaire vesaire…

Her toplum suya farklı bakmış, farklı işlemiş, farklı kullanmıştır. Biz Türkler ,   “Türklerde Su Kültürü” dedirtecek kadar suyla içli dışlı olmuşuz. Suyun kültürünü oluşturmuş, kültürünü yaşamış, kültürünü su yapılarıyla binlerce yıl öncesinden günümüze taşımışız. 2500 yıl kadar önce Uygur Türkleri Doğu Türkistan'ın Turfan bölgesinde 'kariz' denen yer altı su kanalları yapmıştır. Bu yer altı su kanalarının uzunluğu 5000 km.yi bulmaktadır. Bu karizlerin bir kısmı günümüzde de kullanılabilmektedir. Yatay yer altı kanalı olan karizler ile binlerce yıldır çöl ortasında oluşturulan tarım alanları sızıntı ve buharlaşma olmadan yer çekimi gücü ile çalışan bir sistemle sulanmıştır. Anadolu'da bilinen kariz yapılara Gaziantep, Şanlıurfa, Van ve İskilip kentlerinde de rastlanmaktadır. Bunların bir kısmı günümüzde hâlâ kullanılmaktadır.
Türkiye'de su hizmetleri, Selçuklulardan Cumhuriyet dönemine kadar vakıflar eliyle yürütülmüştür. 1926 yılı 10 Mayıs tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 831 sayılı 'Sular Kanunu' yasası ile bütün su vakıfları mal varlıkları ile birlikte belediyelere devredilmiştir
Şimdi Anadolu Türk Şehirciliğinde Su Yapılarına bir bakalım: Bunlar;

1 – Hamamlar

2 –Şadırvanlar

3-Çeşmeler

4-Sebiller

5-Kuyular

6-Yunaklar (Bizim muhitte adı Keceklik)

7-Musluklar

8-Sarnıçlar

9-Köprüler’dir.

Biz bu yazımızda, bu su yapılarından “hamam”ı ele alalım istedik. Anlatacağımız şu olayın hikayesini çok duymuşsunuzdur. Süleymaniye Camii’nin yapılışı sırasında Mimar Sinan, duvarlara taş taşıyan işçilerden ikisinin getirdikleri taşları geri götürdüğünü fark eder ve niye böyle yaptıklarını sorar. Onlar da, mübarek bir yapıya yıkanmaları gereken bir hâldeyken taş koymak istemedikleri için aynı taşları getirip götürdüklerini söylerler. Bu cevabı duyan Mimar Sinan, cami inşaatını durdurarak hamam inşaatına başlar. O tarihten sonra önemli inşaatlarda önce hamam yapılmaya başlanır. Hamam, sizi nerelere alıp götürüyor bilemeyiz ama, bu kelime sözlüklerimizde nasıl anlam buluyor, onlara bir bakalım:

Hamam: Ar. 1. Yıkanılacak yer, yunak, ısıdam. 2. Para karşılığında yıkanma işinin yapıldığı yer. Güncel Türkçe Sözlük

Hamam : Çamaşırhane. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Hamam: (Arapça, hammâm) Özel bir düzenle ısıtılan, sıcak ve soğuk suyu   bulunan, yıkanma amacıyla kullanılan yapı.

Hamam < Ar. hammâm: Hamam. Hamam yaptırmak; hamamda yıkatmak ||

Hamamlandırmak: hamamda yıkatmak Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Hamam :(Mimarlık) 1. Halkın yıkanma gereksinmesini karşılayan mimarlık yapıtı. 2. Evlerde yıkanmaya ayrılan küçük oda; banyo. Güzel Sanatlar Terimleri Sözlüğü

Hamam: Hatay ili, Kumlu ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.
Atasözleri

1 . Ak gö.. (don, bacak) kara gö.. (don, bacak) kara geçit başında (hamamda) belli olur: Bir iddiadaki doğruluk ancak deney veya sınav sonucunda belli olur.

2. Hamama giren terler: Bir işe girişen, o işin güçlüklerini veya masraflarını göze almalıdır.
3. İki çıplak bir hamama yakışır: İki yoksul kimsenin birbiriyle evlenmesi uygundur.
3.Karı malı hamam tokmağıdır: Bir erkek, karısının malından yararlanmayı düşünmemelidir.
Külhancının beyliği hamamcılık demişler: Bayağı bir işle uğraşan kimse, yükselse bile ancak yaptığı işle anılır.

Deyimler

Eski hamam eski tas: “Hiçbir şeyi değişmemiş, eski durumunda kalmış” anlamında kullanılan bir söz.

Hamam gibi; Pek sıcak.

Hamamcı olmak; (Argo) Boy abdesti alması gerekmek.

Hamamın namusunu kurtarmak; Görünüşünü kurtarmaya yönelen birtakım yetersiz çarelere başvurarak kötü bilinen bir yere onur kazandırmaya çalışmak.

Han hamam sahibi (olmak): Malı mülkü çok, varlıklı kimse (olmak).
Yedi kubbeli hamam kurmak: Büyük hayaller peşinde koşmak.

Hamamın Tarihi Gelişimi

Temizlenmenin tarihi, ilk insan Adem (AS) ile başlıyor. Farklı coğrafyalardaki farklı kültürler, temizlik konusunda benzer gelenekler ve ritüeller (Âdet hâline gelmiş davranışlar) geliştirdiler: Hindistan'da Ganj Nehri'nde,Mezopotamya'da Fırat ve kollarında, eski Mısır'da, Nil sularında... 
Yıkanmak için kapalı yerler inşa etme tarihi Hindistan, eski Mısır, antik Ege ve Yunan uygarlıklarına kadar uzanıyor. Günümüz hamamlarına çok benzer işlevler gören, içi ısıtılan, sıcak su akan binaların yaygın olarak ilk kez M.Ö. 5. yüzyılda Atina'da kullanıldığı kabul ediliyor. 
Beden temizliği için yapılmış mekânlar:Hamam; İslam öncesi bazı toplumlarda temizlik, eğlence ve kültürel faaliyetlerin yapıldığı yer olarak da tarihteki yerini almıştır. Sıcak bir iklim olması itibariyle Hicaz bölgesinde hamama ihtiyaç duyulmadığı ve dolayısıyla da bilinmediği hususu bu dönem ile ilgili olarak genel kabul gören bir görüştür. Tarihi seyri içinde insanların beden temizliği ihtiyaçlarına cevap vermek üzere ortaya çıkan en önemli tesis, hamamdır.İnsanlık tarihinin eski dönemlerinden itibaren çeşitli medeniyetlerde hamam binaları meydana getirilmiştir. Ancak hamam bilhassa   Roma devrinde çok yaygınlaşmış ve yıkanmanın dışında sohbet ve tartışma yeri, filozof, şair ve hatiplerin konuşma alanı ve bir eğlence yeri karakterini de almıştır.İnsanlar, tarih boyunca yıkanmayı dinî, manevî bir ritüel olarak kullanmışlardır. Sözgelimi Musevî toplumlarda çok eski zamanlardan itibaren   dinî amaçlarla hamamlar yapılmıştır. Bunların en önemlisi Kudüs'te bugüne kadar korunan Şifa Hamamı’dır. 
İslâmî kaynaklarda ilk defa hamam inşa ettiren kişinin Hz. Süleyman AS olduğu zikredilmektedir.Genel kabule göre Hicaz gibi sıcak yerlerde yaşayan Araplar hamama ihtiyaç duymamışlar, hamamı Hz. Peygamber'in vefatından sonra sahabe döneminde tanımışlardır. Müslüman ülkelerde hamamlara ayrı bir önem verilmiştir.İslam dünyası Bizans medeniyeti ile karşılaştığı zaman, dinin emrettiği temizlik ile alâkası bulanan hamamların önemi daha da artmış, VIII. Yüzyılda yaşayan Emevî halifeleri tarafından Suriye’de pek çok hamam inşa ettirilmiştir.İslâm dini, maddî ve manevi temizliğin üzerinde titizlikle durmuş ve temizliği imanın yarısı kabul etmiştir. Ebû Mâlik el-Eş'arî radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (SAV) şöyle buyurdu:"Temizlik imanın yarısıdır." İslam bazı ibadetler için bir tür maddî ve manevî temizlenme olan abdesti, cünüplük, hayız ve nifâsın kesilmesi gibi hallerde de büyük temizlik olan guslü, yani bütün bedeni yıkamayı gerekli kılmıştır.Guslü gerektiren bir durum olmasa da temizlenmek için sık sık yıkanmak öngörülmektedir. Nitekim Hz. Peygamber "Temizlenin, şüphesiz İslâm temizdir" tavsiyesinde bulunmuştur. Guslü gerektiren zorunlu haller dışında da yıkanmayı öğütleyen Hz. Peygamber’in nasıl gusül yaptığını hadis kitaplarında görmekteyiz. O gusletmek istediği zaman kendisine hizmet eden Ebu’s- Semh’den sırtını dönmesini isterdi. O da ensesini döndürür ve elbiseyi gererek Hz. Peygamber’e perde tutardı. Hz. Meymune de, Hz. Peygamber için su koymuş ve yıkanırken onu bir elbise ile örtmüştür. Ebû Talib’in kızı Ümmü Hani ise, Hz. Peygamber’in Mekke’nin fethedildiği yıl, Mekke’nin yukarısında bulunduğu bir sırada onun yanına vardığını, kızı Fatma’nın gerdiği bir perdenin arkasında guslettiğini bildirmektedir. Hz. Peygamber bir defasında, başkaları tarafından görülecek şekilde açık bir alanda yıkanan bir kişiyi görmüş ve bunun üzerine hemen ashabını Mescid-i Nebevî’de toplamış ve onlara yıkanırken başkalarının göreceği şekilde açılmamalarını söylemiştir.Bu rivayetlerde Hz. Peygamber’in başkaları tarafından görülmeye müsait alanlarda yıkanırken örtündüğünü ve bunu ashabına da tavsiye ettiğini görüyoruz.
Hz. Peygamber’in bizzat hamama girdiğine ve yıkandığına işaret eden bazı rivayetler de vardır. Ancak bunlar tartışmaya açıktır. Bu bölgede hamam olmadığı görüşü makul olmakla birlikte, bilinmediği şeklindeki görüşün doğruluğu bizce tartışmaya açıktır. Çünkü Arap tacirlerinin ticaret kervanlarıyla bu bölgelere sürekli seyahatlerde bulunduğu bilinmektedir. Temizlik kadar eğlence yeri olarak da kullanıldığı bilinen hamamlara zengin Arap tüccarlarının ilgi duymamaları düşünülemez. Özellikle gençlik yıllarında Hz. Peygamber’in de ticaret kervanlarıyla Şam taraflarına gittiği düşünülecek   olursa, burada yaygın olarak kullanılan hamamlardan onun da haberdar olması mümkündür. Zira insanların gezip dolaştıkları yerlerde gördüğü farklılıkları hemşerilerine anlatmaları âdettendir.Hz. Peygamber'in hamama girdiğine dair rivayetlerin o dönemde Mekke ve Medine’de hamam bulunmadığı gerekçesiyle uydurma olduğu hususunda bilginlerin çoğunluğu ittifak halindedir. Araştırmamızda vardığımız sonuç da bu görüşü doğrular niteliktedir.Nitekim Sümâme b. Usâl serbest bırakıldıktan sonra Mescid-i Nebevî’nin yakınında bir hurma ağaçlığında gusletmiş, daha sonra Hz. Peygamber’e gelerek İslâm’ı kabul ettiğini bildirmiştir.( bk. Buharî, Salat 76; Müslim, Cihad 59.) Medine'de o dönemde hamam olsaydı ağaçlık yerine oraya gidip yıkanırdı. Bazı hadislerde ise hamam namaz kılınması caiz olmayan yerler arasında sayılmaktadır. Ebû Saîd el-Hudrî’den rivayet edilen “kabristanlık ve hamam dışında bütün yeryüzünün mescid olduğu” şeklindeki hadisin senedinin mürsel olduğu yönündeki görüşler ağırlık kazanmaktadır.
Orhan Yılmazkaya'nın yazdığı "Aydınlık Kubbenin Altındaki Sıcaklık: Türk Hamamı" adlı kitapta, tarihi süreç içerisinde hamam kültürü ve Osmanlı İmparatorluğu'nda hamamlar geniş bir şekilde anlatılıyor. Kitapta, ilk adımı Yunanlıların atmasına rağmen, bağımsız hamam yapılarının gelişiminin Roma uygarlığı ile birlikte geliştiği ve Osmanlı ile de zirve yaptığı anlatılmaktadır."Romalılar hamama 'thermea' derlerdi. Bu ifade binlerce yıl içinde çok az değişerek Türkçeye de girmiştir. Bazı bölgelerde kaplıcalara hâlâ termal adı verilir..."
“SUYUN İÇİNE İŞLEYEN KÜLTÜR: TÜRK HAMAMI” 
Hamam!...Aydınlık ve geniş bir mekânın ortasında, elli dereceye varan sıcaklıkta, günün yorgunluğunu iri kıyım tellağın kesesi ile geride bırakan bedenler... Dört yanı çeviren işlemeli mermerden duvarları ve yüksek kubbeli yapısıyla sadece temizlenilen bir yer değil, toplumsal hayatın vazgeçilmez bir parçası… Tellağı, natırı, külhanbeyi ile yaşayan ve kuşaklar boyu aktarılan bir kültürün simgesi... Birçoğumuzun çocukluk yıllarında tanıştığı eğlence yeri…
Hamam, Anadolu kültürünün oldukça önemli bir parçası. Öyle ki turistler, “Türkiye” dendiğinde, akıllarına ilk gelen şeylerden biri “Türk hamamı” olur.Türk hamamı, Türk banyosu geleneğinin, XV. yüzyılın ikinci yarısında Anadolu’nun hamam kültürüyle birleşiminden ortaya çıkan bir yapıdır. Bu tarihten başlayarak ülkenin dört bir yanında inşa edilen hamamlarla 17. yüzyılda, sadece İstanbul’da, yaklaşık 15 bin hamam olduğu biliniyor. Bu devirde insanlar, çeşitli fırsatları kollar, birçok nedenle (loğusa, gelin, güvey, adak, kırk, sünnet hamamı; hamamda kız beğenme...) hamama giderlerdi. Hamamlar, Osmanlı toplumunda, zevk ve eğlencenin yaşandığı mekânlardı. Erkek ve kadın hamamının ayrı olmadığı "tek hamamlar"da, çoğunlukla gündüzler kadınlara ayrılırken, erkekler ise sabah erken saatlerde ya da gece   yıkanırdı.Bu durum bugün de aynen devam etmektedir. 
Bugün, ülkemizin bazı bölgelerinde tarihe tanıklık etmiş ve hâlâ işler durumda olan hamamlarımız yok değil… İstanbul başta olmak üzere birçok şehrimizde (Bursa, Afyon, Kayseri, Mardin,Tokat vb.) tarihi hamamlara ve hamam müdavimlerine rastlamak mümkün.Hamam işletmecilerinin de genelde Tokatlı olduğu görülür.Elmalı’daki tarihi Bey Hamamı’nı işleten ve kendisi de Tokatlı olan Duran KARADAĞ ağabeye “Niye günümüzdeki hamam işletmecilerinin çoğu Tokatlı?” diye sorduğumuzda bize şu bilgileri aktardı: Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Beyazid’in damadı olan Ali Paşa Tokat’a kendi adıyla bir külliye yaptırmıştır (1572).Ali Paşa titiz,temizliğe çok önem veren,dış temizliği olmayanın iç temizliği de olmayacağını düşünen dindâr bir insandır.Gittiği her yerde de bu düşüncelerini etrafına empoze etmeye çalışır.Külliye ile birlikte Ali Paşa Hamamını da yaptırdıktan sonra Tokatlılara,bu tür binaları çok yapmalarını ve buralarda çalışmalarını teşvik ve tavsiye etmiştir.Nitekim 17.yy.da Tokat’ta 70-80 hamam olduğundan bahsediliyor.O gün bu gündür Tokatlıların hamam işletmeciliğine önem verdiklerini söylüyor Tokatlı Duran.Ağabey. 5.10.2010 
Türk kültürünün önemli bir parçası olan hamam sefasını yaşamak isteyenler için, özellikle İstanbul’da, Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyan hamamlar, yerli ve yabancı turistlerin rağbet ettiği mekânlar arasında. Tarihi hamamlarımızın yanı sıra, günümüzün modern Türk hamamları da bu kültürümüzün yaşamasına imkan tanımakta. Bunun yanı sıra birçok lüks otel, bünyesinde işlettiği küçük Türk hamamlarıyla bu hazzı konuklarına sunmaktadır. 
Türk hamamı başlıca üç bölümden oluşur:

1-Soyunma yerleri: Geniş bir sofa ve bunun çevresinde bölmeli sekiler bulunur. Yıkanan kimseler, bu sekilerde uzanıp dinlenirler.

2-Yıkanma yerleri: Soğukluktan geçilerek girilir. Burası da bazı bölümlere ayrılır. “Kurna başı” denilen, herkesin teker teker yıkandığı yer; “halvet” adı   verilen, kapalı ve yalnız başına yıkanma hücreleri; bir de üzerine uzanıp ter dökülen “göbek taşı”. Göbek taşı, hamamın mermer kaplı zemininden daha yüksek yapılmıştır ve çeşitli geometrik şekillerde olabilir.
3-Isıtma yeri (külhan): Hamamın altında ateş yanan yerdir. Alev ve duman, mermer zeminin altındaki özel yollardan, duvar içlerinden geçer, "tüteklik" adı verilen bacadan çıkar.

Türk hamamına özgü terimler:

Külhan: Hamamların ısıtıldığı, kapalı ve geniş ocak.

Sıcak Halvet: Külhanın üstü.

Soğuk Halvet: Külhana uzak olan yer

Natır: Müşteriyi yıkayıp keseleyen kadın çalışan.

Tellak: Müşterileri yıkayıp keseleyen erkek çalışan.

Peştemal: Örtünmek için kullanılan ince dokuma.

Takunya: Hamam terliği.

Fula:Tellaklar tüm Osmanlı dönemi boyunca "fula" denilen siyah ipek peştemal giyerlerdi.

Kurna: Hamam ve banyolarda musluk altında bulunan, içinde su biriktirilen, yuvarlak, mermer, taş veya plastik tekne, Musluk.

Hamamların sağlık bakımından faydaları: Uzun süre kalmamak kaydıyla, sıcak su ve sabunla yapılacak temizlik için en uygun yer olan hamamda, terleyen vücudun, lif ya da keseyle ovularak yıkanması, kan dolaşımını hızlandırdığı için rahatlık hissi verir.

* Stresi hafifletir, gevşetir ve dinlendirir.

* Kas gerginliklerini ve ağrılarını giderir ve kısıtlı eklemleri açar.

* Bağışıklık sistemini destekler.

* Lenf sistemi temizliğini artırır.

* Kan dolaşımını arttırır.

* Bedenin metabolik aktivitesini canlandırır.

* Soğuk, astım ya da alerjik durumlardan dolayı oluşan sinüs tıkanıklıklarını azaltır.

* Cildin genç ve taze kalmasını sağlar.

* Son zamanlarda kanser ve enfeksiyon hastalıklarına karşı kullanılan terapilerden birisi de buhar sıcağı ve buhar banyolarıdır.

* Buhar banyoları bedeni yağ-depo toksinlerden arındırmak için çok etkilidir.

* Terleme sırasında buhar etkili bir biçimde toksinleri derinin yüzeyinden temizler.

* Buhar uygulaması vasküler akımı (kanın akışını) iyileştirir, hücresel seviyede oksijenlenmeyi arttırır. Hamama girmeden önce!

* Hamama girmeden önce bütün takılar (altın,mücevher) ve gözlüklerin çıkarılması gerekir

* Tok mideyle hamama girmek sağlık açısından sakıncalı olduğu için, hamamdan önce yeme ve içmeyi kesmek gerekir. Hamamdan önce yenen yemek, dolaşım sistemi üzerinde bir gerginlik oluşturur. Egzersizden önce olduğu gibi, iyi bir öğün yenmişse eğer hamama girmeden önce bir ya da iki saat geçmesi için bekleyin. Bunun yanında, boş bir mideyle de hamam ve banyo yapmak doğru değil. Hamam, bir egzersiz gibi enerjinizi kullanır, sıvı ve mineral kaybına neden olur ve bazı insanlar bitkin duruma düştükleri zaman mide bulantısı ya da baygınlık geçirebilirler. Bundan dolayı vücudunuzun belirtilerini göz önüne alarak düşük sıcaklıkta ve kısa süreli hamam yapmaya özen gösterin. Ayrıca, eğer fiziksel olarak kendinizi bitkin hissediyorsanız hamama girmekten kaçının.

Dikkat: Güneş yanığından dolayı acı çekiyorsanız hamama girmek iyi bir fikir değildir. Eğer ciddi bir hastalığınız ya da akut kalp, dolaşım ya da solunum probleminiz varsa hamamdan önce doktora danışmalısınız.

HAMAMLARIN BEYİ, BEYLERİN HAMAMI, ELMALI BEY HAMAMI


Elmalı’da Osmanlı döneminde inşa edilen bayındırlık yapılarından hamamlar hakkındaki net bilgileri, Evliya Çelebi’den öğreniyoruz. XVII. yüzyıl Elmalı’sında, Evliya Çelebi’ye göre; Tahtalı Hamam, Eski Hamam, Çavuş Hamamı, Bey Hamamı ve Karklı Hamamı’nın yer aldığı ifade edilmektedir. Günümüzde sadece Bey Hamamı işlevini sürdürmektedir. Yeni Cami’nin yanındaki Eski Hamam da kapılarını hizmete kapatmıştır.

Osmanlı Tapu Kayıtlarında Bey Hamamı Hamam-ı Teke Bey olarak geçmekte ve şahıs değil Vakıf üzerine kayıtlıdır. Elmalı şehrinin en eski hamamlarından biridir. 1455 tahririnde adı geçer. Bu tarihte Vakıf, Mevlana Ali üzerindedir. 1530 ve 1567 tarihli vakıf defterlerinde de kaydına
rastlanan yapının tasarrufu, 1567’de Yunus Fakih üzerindedir. Adı geçen hamam Ketenci Ömer Paşa Camii’nin kuzeydoğusunda yer almaktadır ve günümüzdeki Bey Hamamı olduğu tahmin edilmektedir. Ancak bu kesin bir bilgi değildir. Çünkü Ketenci Ömer Paşa Camii 1610 yılında yapıldığına göre ve külliyenin de o yıllarda tamamlandığını düşünürsek tarihler birbirini tutmamaktadır. Bey Hamamı olarak adlandırılan yapının 1890 tarihli onarım kitabesi mevcuttur. Günümüz kaynaklarında XVI. ve XVII. yüzyıllara tarihlendirilse de, vakıf kayıtlarında geçen tarihlere bakıldığında XV. yüzyıl yapısı olduğu anlaşılmaktadır. Mimarı ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Ancak Külliyenin bir parçası olduğu düşünülürse o da cami, kütüphane medreseler gibi Ketencizâde Ömer Paşa tarafından yaptırılmış olduğu düşünülebilir.

Elmalı Ömer Paşa Camii’nin yakınında bulunan hamamın mimari yapısının yanı sıra Evliya Çelebi’nin de sözünü ettiği dikdörtgen planlı hamamın soyunmalık kısmı yanmış ve sonradan yerine bugünkü soyunmalık yapılmıştır. Üç bölüm halindeki ılıklığın üzerini ortada merkezi bir kubbe, iki yanda aynalı tonozlar örtmektedir. Ilıklığın ortasından açılan bir kapı ile girilen sıcaklığın ortasında merkezi bir kubbe, dört yanında da aynalı tonoz örtülü dört eyvan yer almaktadır. Haçvari bir plan düzeninde olan sıcaklığın dört köşesine de küçük birer kubbe oturtulmuştur. Uç bölümlü ılıklığın üzeri, ortada kubbe, iki yanda aynalı tonozla örtülmüştür. Haç şeklinde bir plan meydana getiren sıcaklık eyvanlarının köşelerinde, pandantifli (Kemerler üzerine oturtulmuş kubbe ile kemerlerin arasını kapatan üçgen biçimindeki kubbe parçalarından her biri.) kubbelerle örtülmüş dört adet halvet hücresi, köşelerindeki kapılarla orta bölüme açılır.

Hamamın içindeki kur naların 7 tanesi orjinaldir.Soyunma yerlerinden yıkanma yerlerine geçiş kapısının üzerinde yine orijinal iki figür göze çarpar.Figürlerde iki kuş (leylek olabilir), kazıklara bağlı iki de ejderha, bulunmakta.1984 yılından beri Tarihi Bey Hamamının işletmeciliğini yapan Tokatlı Duran KARADAĞ Ağabey bize figürler ile ilgili şunları söyledi. “Kazıklara bağlı iki ejderha ağır, hantal,kirli,suyu sevmeyen,içme dışında suyla işi olmayan, sanki kazığa bağlıymış gibi yerinden kıpırdayamayan;kirli oluşundan dolayı pis kokan,sevimsiz, kimsenin yanına yaklaşmak istemediği,ağzından salyalar akıtan, korkunç görünümlü bir yaratığı sembolize eder.Yine içi ve dışı,ruh ve bedeni temiz olmayan günahkar,kirli ve ağırdır.Yüzünden nur çekildiği için iticidir, korkunç görünümlüdür.Çünkü Resûlullah (SAV) şöyle buyurdu:"Temizlik imanın yarısıdır."

Kuşlara, leyleklere gelince ise onlar suyu çok severler.Suda yüzüp yıkanarak   kirlerden, yüklerden,kötülüklerden arınıp özgürce kanatlanıp uçmaktadırlar.Hamama gelip yıkanan,temizlenen insanlar da bütün maddî ve   manevî kir, ve günahlardan arınır,zincirlerini kırar, kuş misali özgürce kanat çırpmaya devam eder.Günlük hayatın telaş ve stresi burada yoktur.Onlar da yıkanarak suyla birlikte akıp gitmiştir,uçup gitmiştir. 
Evet,Tarihi Bey Hamamı 400 yıldır,belki de daha fazla bir zamandır insanları, toplumu kir ve günahlardan arındırmaya devam ediyor,görünen o ki asırlarca da devam edecek.Siz hâlâ hamama giderek kuş gibi uçmadım diyorsanız en kısa zamanda Elmalı Bey Hamamına uğrayınız.Lütfen figürleri görmeden içeri girmeyiniz.Müessesemiz cumartesi saat 10:00-18:00 bayanlara, diğer bütün günler erkeklere hizmet etmektedir.Tel:2426182354.
Temizlenin,temiz olun, temiz kalın!...

KAYNAKLAR:

v Dünden Bugüne Elmalı, Abdullah EKİZ

v Şamil Türkiye Ansiklopedisi

v Aydınlık Kubbenin Altındaki Sıcaklık: Türk Hamamı, Orhan YILMAZKAYA

v İrfan Ve Sevgi Şehri Elmalı, Ed. Bilal KEMİKLİ

v Muzaffer BADEM Zaman:, ELMALIDAKİ HAMAM

v http://basbayraktar.com/antalya/elmali.htm

v Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 4 Yunus MACİT

v http://en.wikipedia.org/

v Kaynak: Tirmizi, Edeb 43, (2802); Nesai, Gusl 2, (1,198)

v Kaynak: Ebu Davud, Hammam 1, (4011)

v Kaynak: Ebu Davud, Hammam 1, (4009, 4010); Tirmizi, Edeb 43, (2803, 2804)

v Kaynak: http://www. -hamam-kulturu-turk-hamam

v http://basbayraktar.com/antalya/elmali.htm

Hazırlayan: Recep AKALIN Edebiyat Öğretmeni

Yazarın Son Yazıları
» Dört Mumun Hikayesi
» “Önyargı“
» Kurşun Kalem
» SİYASİ MEVSİMLER.....
» Çatlak Kova
» KIRINTI
» “Sizin Çanakkale'niz on Hiroşima eder!”
» Hediye Kime Ait?
» Hayatın İçinden Bir Bayram Öyküsü
» Kılıbıklar, Kalbi Ilıklar
» TERZİ VE ODUNCUNUN HİKAYESİ
» Avucunuzdaki Kelebek
» ORTAK NOKTALAR
» MAGAZİNSEL SİYASET....
» Uzay çağı bitii MERHABA TAPE ÇAĞI.....
» YABAN KAZLARI
» İSLAMCILAR VE MÜMİNLER
» Zamanı Kullanabilmek
» VİCDANLAR TARTILMIŞ
» ELEKTRİKÇİNİN AŞKI
 
DİĞER KÖŞE YAZARLARI
İDRİS ÖZCAN
SON TAHLİLDE ELMALI
ZAKİR GÜRER
ÖTERSE İYİ DÜDÜK !
MUHAMMET TAŞAN
ŞEHİTLERİN HAYKIRIŞI
HÜSEYİN ALBAYRAK
ŞANS KAPIYI NE ZAMAN ÇALAR‏
2010 - 2013 © batiakdeniz.com Tüm Hakları Saklıdır. Hiç bir bilgi ve resim kaynak gösterilmeden kopyalanamaz. yazılım : webustasi.com