AnasayfaFirma Rehberi Hal RehberiSeri ilan Foto Galeri Web TV RssYazarlarE-GazeteWebmailİletişim 21 Kasim 2018 Çarsamba 20:08
MANŞETGÜNCELEKONOMİPOLİTİKAEĞİTİM SAĞLIKKÜLTÜR-SANATSPORBİLİM VE TEKNOLOJİMAGAZİN
ANTALYA AKSEKİ AKSU ALANYA DEMRE DÖŞEMEALTI ELMALI FİNİKE GAZİPAŞA GÜNDOĞMUŞ İBRADI KAŞ KEMER KEPEZ KONYAALTI KORKUTELİ KUMLUCA MANAVGAT MURATPAŞA SERİK BURDUR AĞLASUN ALTINYAYLA BUCAK ÇAVDIR ÇELTİKÇİ GÖLHİSAR KARAMANLI BURDUR KEMER TEFENNİ YEŞİLOVA ISPARTA ISPARTA AKSU ATABEY EĞİRDİR GELENDOST GÖNEN KEÇİBORLU SENİRKENT SÜTÇÜLER ŞARKİKARAAĞAÇ ULUBORLU YALVAÇ YENİŞARBADEMLİ FETHİYE SEYDİKEMER

ANTALYA HAVA DURUMU
ANKARA

T.C.M.B. DÖVİZ KURLARI
Alış : 5.3497
Satış : 5.3593
Alış : 4.7252
Satış : 4.7565
Alış : 3.0982
Satış : 3.1387



UZM. MEHMET DERİ
mehmet.deri@gmail.com
ŞERİF HÜSEYİN İSYANI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
27 Temmuz 2011 Çarsamba - Okunma Sayisi : 2511

Ortadoğu, sahip olduğu jeopolitik ve jeostratejik öneminin yanı sıra; yine sahip olduğu petrol nedeniyle tarihte birçok kanlı mücadelelere sahne olmuştur. Nitekim Avrupa devletleri arasında kanlı bir hesaplaşmaya sahne olan 1. Dünya Savaşı, “Dünyanın ilk Petrol Savaşı” olarak da bilinir.

Yirminci yüzyıla girerken Osmanlı Devleti, her yerde isyanların baş gösterdiği, ordusu büyük ölçüde savaş gücünü kaybetmiş, dünyadaki gelişmeleri yakından takip edememiş, ekonomisi her geçen gün daha da kötüye giden, dış borçlarla yaşayan bir devlet hâline gelmişti. Fakat Osmanlı Devleti Avrupa’yı Asya’ya, Asya’yı da Afrika’ya bağlayan; Karadeniz’i Akdeniz’e, Akdenizi’de Hint okyanusuna ulaştıran jeopolitik önemi nedeniyle dünya siyasetindeki önemini hâlâ koruyordu. Osmanlı Devleti’nin sahip olduğu bu jeopolitik öneme, kötü emel besleyenlerin başında ise İngiltere geliyordu. Çünkü, İngiltere’nin menfaati Osmanlı topraklarında idi.

İngiltere gerçekleştirdiği sanayi inkılâbıyla beraber sömürgecilik faaliyetlerini hızlandırmış; sömürgelerine giden yolun güvenliği açısından Akdeniz’i ve Ortadoğu’yu mutlak surette elinde bulundurması gerekiyordu. İngiltere bu amaçla, dünyanın en zengin petrol yataklarının bulunduğu Musul-Kerkük hattını ele geçirmek için Ortadoğu’ya meşhur casus Thomas Lawrence (Lavrans)’yi gönderdi. Çünkü Lawrence, daha önce bölgede arkeolojik araştırmalar adı altında petrol etüdü yapmış, bölge halkının örf ve adetleri, sosyal ve folklorik yapısı hakkında bilgiler elde etmişti. Lawrence, bu çalışmaları sırasında Arapça’yı da mükemmel derecede öğrenmişti.

Lawrence  Sina, Gazze ve Akabe’de Osmanlı sınırlarının haritasını hazırlayan bir ekiple çalıştı. 1. Dünya Savaşı çıkınca teğmen rütbesiyle Kahire’ye gönderildi. İngiliz istihbarat Teşkilatı İntelligance Service’nin Arab şubesinde çalıştı. Esirleri sorgulama, harita çizme, diğer ajanlardan gelen bilgileri değerlendirme, casus yetiştirme ve yerleştirme gibi görevlerde bulundu. Osmanlı ordusunu tanıtan bir el kitabı hazırladı. Şerif Hüseyin ve oğulları Emir Ali, Emir Abdullah, Emir Faysal ile dostluk kurdu ve bu dostluğu ilerletti.

İngilizler, kendi lehlerine çalışması şartıyla Şerif Hüseyin’e bağımsız Hicaz Krallığı Devleti kuracaklarını, kurulacak olan bu devletin başına da kendisini getireceklerini vaad ettiler. Kurulacak olan sözde devletin sınırları bütün Arap Yarımadası, Irak ve Suriye’yi kapsıyordu. Tabi ki bu, kağıt üzerinde kalacaktı. İngiltere Şerif Hüseyin’e ve oğullarına gereken askerî ve mâlî –senede 400 bin İngiliz altını- yardımı yaptı. Bu anlaşmanın fikir babası ise İngiliz Mc Mahon’du. İngilizlerin dağıttığı paraların kaynağı Rio Tinto şirketidir. Bu isyana teşviki ise ünlü İngiliz Rotschild ailesi yapmıştır. Amaç, Ortadoğudaki otorite boşluğundan yararlanarak Filistin’de bir İsrail devleti kurmaktır.

Şerif Hüseyin, 5 Haziran 1916’da isyan bayrağını açtı. Şerif Hüseyin’in isyanının iki amacı vardır: Birincisi, Arapları Osmanlı hâkimiyetinden kurtararak bağımsız bir Arap devleti çatısı altında toplamak; ikincisi ise hilafeti ellerinde bulunduran Osmanlıların Kureyş soyundan olmadığını, kendisinin ise Kureyş soyundan olduğunu öne sürerek hilafeti ele geçirmek. Şerif Hüseyin, kendisine bağlı Urban dediğimiz cahil, kaba, haydutluk/eşkıyalıktan başkta bir şey bilmeyen, vahalarda yaşayan bedevi Araplarla harekete geçti. Bu bedeviler Şam-Hicaz demiryolunu tahrip ettiler, telgraf/telefon hatlarını kestiler, köprüleri yıktılar, karakolları bastılar. Şam’dan Medine’ye giden trenlere saldırılar düzenlediler. Bütün bunların amacı, isyanı bastırmaya gelecek olan Osmanlı takviye birliklerinin isyan bölgesine ulaşmasını önlemekti. Vur-kaç taktiği ile gerilla savaşları düzenleyerek Türk birliklerine ağır kayıplar verdirdiler. Akabe limanını ele geçirdiler. (6 Temmuz 1917) İsyana Mekke, Cidde, Taif gibi şehir ve kasabalardaki Araplar destek vermedi. Yine kurulacak olan sözde Hicaz Krallığı Devletinin başına Şerif Hüseyin’in getirileceğinin vaad edilmesi nedeniyle diğer Arap kabile reis/emirleri isyana destek vermedi. İsyan Şerif Hüseyin ve oğullarıyla sınırlı kaldı. İşte yıllardan beri “Araplar bizi arkadan vurdu” sözünün tarihsel geçmişi yukarıda ifade edildiği gibidir. İslamcıların sesi hükmündeki Sebilürreşad dergisi Şerif Hüseyin için “O, yirminci yüzyılın Ebu Cehili’dir. Nefsânî arzularına ve İngilizlerin çil çil altınlarına kanan hain bir mel’undur” demektedir. Yine Şerif Hüseyin’in kardeşi Şerif Nasır Bey: “Biraderim hakkında ne söylerseniz söyleyiniz. Zira o, buna tamamıyla müstehaktır” diyerek isyanı benimsemediğini, isyana taraftar olmadığını açıkça ifade etmektedir.

Bütün bunlar olurken İngilizler, Şerif  Hüseyin’den habersiz Fransızlarla tarihe Sykes-Picot (Sayks-Piko) anlaşması olarak geçecek olan  gizli bir antlaşma yapmıştı(16 Mayıs 1916). Şerif Hüseyin’e vaad edilen topraklar İngiltere ve Fransa arasında daha önce paylaşılmıştı. Şöyle ki; Suriye ve Lübnan Fransızlara; Ürdün, Filistin ve Irak’ta İngiliz mandasına verilmişti. Ayrıca İngiltere Dışişleri Bakanı Balfour, 2 Kasım 1917’de bir beyanname yayınlayarak Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasını istediklerini belirtiyor. Bu beyanname tarihe “Balfour Deklarasyonu” olarak geçecektir.  İngiltere’nin Şerif Hüseyin’e oynadığı oyun bu kadarla da kalmadı. İngiltere, bir yandan da Necd emiri Abdülaziz bin Suud ile görüşmelere girişti. Bu görüşmeler sonunda İngilizler, Necd toprakları ve Basra Körfezi’nin güney kıyılarında –Kuveyt hariç- İbn-i Suud’un bağımsızlık ve egemenliğini tanıdı. Halbuki bu topraklar, daha önce İngiltere tarafından Şerif Hüseyin’e vaad edilmişti. Bütün bunların ötesinde Osmanlı Devletinin, İngilizlerin oynadığı bu oyunları Şerif  Hüseyin’e bildirmesi, Rusya’da 1917 ihtilali ile iktidarı ele geçiren  Bolşeviklerin gizli antlaşmaları dünya kamuoyuna açıklamaları hiçbir şeyi  değiştirmemiş, Şerif Hüseyin,  İngilizler tarafından tekrar tekrar aldatılmıştır. Dahası İngilizler,  savaş sonunda  Şerif  Hüseyin’i hilafete dair isteklerinde de yalnız bırakmışlar, bu konudaki vaadlerini o günkü  özel şartlar öyle gerektirmişti diye açıklamışlardır.

İsyanın ardından Şerif Hüseyin önce Mekke emiri, sonra da Cidde’de kral oldu. Ancak, krallığının üzerinden çok geçmeden Abdülaziz bin Suud ile arasında liderlik mücadelesi baş gösterir. İngilizler, bir yandan İbn-i Suud’a destek verirken; diğer yandan da Muhammed Abdülvehhab aracılığıyla ehl-i sünnete zıt “Vehhabi” görüşleri yayarlar. Şerif Hüseyin, İbni Suud ile giriştiği liderlik mücadelesinde yenilir, Kıbrıs’a sürülür. Orada fakr u zaruret içinde yaşar ve ölür. O’nun ölmeden önce söylediği şu sözler oldukça düşündürücüdür: “Bu, bizim başımıza gelenler ekmek kapımız, koruyucumuz ve asırlar boyu efendimiz olan Osmanlı Devletine karşı işlediğimiz günahların, giriştiğimiz isyanların ilahî bir cezasıdır.”

İsyanda eleştirilecek temel nokta Osmanlı Devleti’nin Çanakkale, Makedonya, Kafkasya vb. cephelerde küfür ehli ile çarpışırken Şerif Hüseyin ve oğullarının İngilizlerin vaadlerine aldanıp saltanat hırsına kapılmaları, müslümanların hâmîsi durumundaki Osmanlı Devleti’ne zarar vermeleridir. Böylece İttihad-ı İslam (İslam Birliği) yara almış, Osmanlıların bölgedeki 400 yıllık hakimiyeti son bulmuş, Ortadoğu’daki huzur ve istikrar sona ermiş; Araplar arasında yıllarca sürecek olan ihtilaflar baş göstermiş, Ortadoğu meselesi kanayan bir yara olarak günümüze kadar gelmiştir.

Sonuç olarak söylemek gerekir ise: İslam’ın bayraktarlığını yapmış iki necip milletin “Mü’minler birbirleriyle ancak kardeştirler.” (Hucurat, 49/10), “Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Dağılmayın, ayrılmayın” (Al-i İmran, 3/103) ayet-i kerimeleri gereğince yeniden el ele verip Allah’ın ve Rasulünün istediği bir şekilde vahdeti (birlik-beraberlik) yeniden inşa etmelidirler. Bu sayede Batılı emperyalistlerin yıllardır İslam dünyası üzerinde kurdukları tahakküm ve yaptıkları zulümlerden korunalım. Geçmiş, geçmişte kalmıştır. Aslolan geçmişten ders/ibret alıp Asr-ı Saadet’teki İslam kardeşliğini yeniden tesis etmektir.

 

BİBLİYOGRAFYA

-Akça, İsmet, “Arabistanlı Lawrence”, Popüler Tarih, sayı: 12, Mayıs 2001, ss. 46-51.

-Armaoğlu, Fahir, 20. yüzyıl Siyasi Tarihi(1914-1980), İş bankası Yay., Ankara 1983.

-Balcı, Ramazan, Osmanlı’yı Yıkan Cephe Filistin, Nesil Yay., İstanbul 2006.

-İslamoğlu, Mustafa, İslam Birliği Hareketi, denge Yay., 7. basım, İstanbul 1998.

-Kafkas, Mehmet, Geçmişi Bilmek 1, Nil Yay., 3. basım, İzmir 1996.

-Kandemir, Feridun, Fahreddin Paşa’nın Medine Müdafaası, Yağmur Yay., İstanbul 1999.

-Karadağ, Raif, Petrol Fırtınası, Emre Yay., İstanbul 2000.

-Kocabaş, Süleyman, Hindistan Yolu ve Petrol Uğruna Yapılanlar Türkiye ve İngiltere, Vatan Yay., İstanbul 1985.

-Kodaman, Bayram, “1876-1920 Arası Osmanlı Siyasî Tarihi”, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, C: 12, Çağ Yay., İstanbul 1993.

-Koloğlu, Orhan, “Lawrence”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, C: 27, İstanbul 2003.

-………………., Lawrence Efsanesi, Alkım Yay., İstanbul 2004.

-Komisyon, “Lawrence”, Yeni Rehber Ansiklopedisi, C: 11, Türkiye Gazetesi Yay., İstanbul 1993.

-Kutay, Cemal, Lawrence Karşı Kuşçubaşı, Tarih Yay., İstanbul 1965.

-…………....., Tarihte Türkler ve Araplar, Şile Matbaası, İstanbul 1970.

-Kürkçüoğlu, Ömer, Osmanlı Devleti’ne Karşı Arap Bağımsızlık Hareketi(1908-1918), Ankara Üniv. Siyasal Bilg. Fak. Yay., Ankara 1982.

-Lawrence, Edward, Bilgeliğin Yedi Sütunu, Çev: Bilal Çölgeçen, Çiviyazısı Yay., İstanbul 2001.

-Öke, Mim Kemal, Filistin Sorunu, Ufuk Yay., İstanbul 2002.

-Özcan, Azmi, “Şerif Hüseyin”, DİA, C. 39, TDV Yay., İstanbul 2010.

-Özdemir, Bülent - Eftal Irkıçatal, Bir İsyanın Kodları: İngiliz Arap Büro Raporlarında Arap Ayaklanması, Yitik Hazine Yay., İstanbul 2011.

-Saygılı, Sefa, Dünyayı Aldatanlar, Türdav Yay., İstanbul 1999.

-Ünlü, Nuri, Osmanlılardan Günümüze İslam tarihi 3, İFAV Yay., İstanbul 1994.

-Zeki, Mehmet, İngiliz-Arap İlişkilerinde Lawrence’nin Gizli Yüzü, IQ Kültür Sanat Yay., İstanbul 2001.

Yazarın Son Yazıları
» İNTİHAR EN BÜYÜK CİNAYETTİR
» ŞEFAAT
» SOSYAL BİR İBADET ÖRNEĞİ OLARAK KURBAN
» İSLÂM VE YETİMLER
» KOMŞULUK
» On Beş Asırlık Mucize Kaylûle (Öğle Uykusu)
» ÖTEKİ DİLDE VAR OLMAK: ARAPÇA ÇEVİRİDE EŞDEĞERLİK
» İSLAM TERMİNOLOJİSİNDE DUA KAVRAMI
» OSMANLI'DAN GÜNÜMÜZE ÜLKEMİZDEKİ MİSYONERLİK FAALİYETLERİ
» İSLAMİ LİTERATÜRDE EVLİLİK VE AİLE KAVRAMLARI
» DÜNYAYI YÖNETEN TEHLİKELİ GİZLİ/KÜRESEL ÖRGÜTLER VE ETKİLERİ
» DÜNYAYI YÖNETEN TEHLİKELİ GİZLİ/KÜRESEL ÖRGÜTLER VE BUNUN YANSIMALARI
» FEDAKÂRLIĞIN VE SAMİMİYETİN SEMBOLÜ OLARAK KURBAN İBADETİ
» YENİÇERİ OCAĞI
» KUR’AN VE HADİSLERDE SADAKA KAVRAMI
» ŞERİF HÜSEYİN İSYANI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
» KANAAT EN BÜYÜK HAZİNEDİR
» İNSANLARI BİRBİRİNE YAKINLAŞTIRAN SEVGİ YUMAĞI: HEDİYELEŞMEK
» Malazgirt Zaferinin Müslüman Türk Tarihi Açısından Önemi
» MİLLÎ BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZN SEMBOLÜ: ÇANAKKALE ZAFERİ
 
DİĞER KÖŞE YAZARLARI
Ahmet Avcı
Dört Mumun Hikayesi
İDRİS ÖZCAN
SON TAHLİLDE ELMALI
ZAKİR GÜRER
ÖTERSE İYİ DÜDÜK !
HÜSEYİN DENİZ
GÖRMEZSEK OLMAZ 2
MUHAMMET TAŞAN
ŞEHİTLERİN HAYKIRIŞI
HÜSEYİN ALBAYRAK
HAYATİMİZDAKİ MUCİZELER
2010 - 2013 © batiakdeniz.com Tüm Hakları Saklıdır. Hiç bir bilgi ve resim kaynak gösterilmeden kopyalanamaz. yazılım : webustasi.com